15.08.2020
Metin Kaya

“Göçmenler Hamburg Senatosunda Temsil Edilmiyor”

Söyleşi: Metin Kaya

ALMANYALILAR – Hamburg’da yeni koalisyon hükümeti kuruldu, ilgili dairelerin ilgili senatörleri, müşavirleri ve üst düzey bürokratları belirlendi. Biz yeni bir Hamburg medyası olarak bu yeni kurulan hükümetin “beyaz” bir hükümet olduğunu ve ırkçı olduklarının farkında dahi olmayan bir hükümet olduklarını iddia ettik. Tartışma büyüdü. Büyüdükçe yanlış anlaşılmalar, saldırgan üsluplar ve hayal kırıklıkları da arttı. Tartışma daha yapıcı ve bir üst boyuta çıksın diye Hamburglu bütün göçmen kökenli partili politikacılara aynı soruları yönelttik. Gelen yanıtları tek tek siz değerli okurlarımızla bu sayfalarda paylaşacağız.

SOL PARTİ (DIE LINKE) Hamburg Eyalet Milletvekili Metin Kaya yazılı sorularımızı şöyle yanıtladı:

Almanyalılar: Hamburg’da nihayet hükümet kuruldu. Senatörlüklere kimlerin getirildiği saptandı. Bu gelişmeler bağlamında göçmenlerin yeni kurulan hükümette üst düzeyde de temsil edildiğine inanıyor musunuz? Neden?

Metin Kaya: Baştan söyleyeyim: HAYIR. Hamburg Eyalet Parlamentosu’nun %10’undan fazlası göçmen kökenli milletvekillerinden oluşurken göçmenler Hamburg Senatosu’nda temsil edilmiyor. Hamburg’da yaşayan ve çalışan, bu kentin ekonomisine, kültürüne, sosyal yaşamına katkı sunan göçmenler hakkında yine kendilerine danışılmadan, yine ortak edilmeden kararlar verilecektir. Uzun süren koalisyon görüşmelerinden farklı birşeyler umanlar oldu elbette; ama daha seçimlerden önce asıl amacın ne olduğu bariz bir şekilde gözüküyordu. İnsanların önümüzde duran iklim felaketine karşı duyarlılıklarını da kullanarak hayli güç toplayan Yeşiller, Hamburg Belediye Başkanlığı koltuğuna göz diktiler ve seçim kampanyalarını da başkan Yeşiller’den mi olsun SPD’den mi olsun düzeyinde yürüttüler. Yani içeriği boş, kişiselleştirilmiş ve sadece bakan sayısını arttırma amacına hizmet eden bir seçim kampanyası yürüttüler. Sonucun farklı olmasını bekleyenler veya umanlar elbette hayal kırıklığına uğradılar. Ama beklenmedik bir durum değildi.

Asıl üzücü durum yıllardır hükümet ortağı partilere üye olan ve oralara epeyce hizmet veren göçmen kökenli milletvekili arkadaşlarımızın taleplerinin – şayet bu bağlamda talepte bulundularsa – maalesef dikkate alınmaması oldu veya milletvekili arkadaşlarımızın böyle bir talepleri olmadı. Eğer böyle talepleri olmadıysa çok üzücü bir durumdur ve sorgulanması gerekir.

Almanyalılar: Yeni kurulan hükümetin ırkçı olup olmadıklarına dair neler dersiniz? Irkçılık sadece sokakta insanlara saldırmak olarak mı anlaşılmalıdır? Politikada sizce ırkçılık nasıl olur?

Metin Kaya: Irkçılık sadece sokakta insanlara saldırmak, onlara hakaretler yağdırmak ve hatta öldürmek değildir. Irkçılık çok daha öncesinde başlıyor. Farklı ülkelerden gencecik insanların iş gücü olarak Almanya’ya getirilişlerinin üzerinden tam 60 yıl geçti. 60 yıldır bu ülkede yaşayan göçmenlere yerel düzeyde dahi seçme ve seçilme hakkının verilmemesi bu ülkenin demokrasisi açısından bir ayıptır. Irkçılık, gençliğini bu ülkenin kalkınmasına vermiş insanların bir kaç yıl öncesine kadar hâlâ „Ausländer“ olarak tanımlanmasıdır. Irkçılık, NSU’nun katlettiği insanları alacak-verecek veya aile içi kavgaları çerçevesinde değerlendirmektir. Irkçılık, okulların bahçelerinde kendi dillerini konuştukları için okul idaresi tarafından azarlanmak, yasaklanmak veya tehdit edilmektir. Irkçılık, „ben yabancı düşmanı değilim AMA“ demektir. Irkçılık, çalışacak bir işyeri bulduğunuzda „önce Almanlar“ denilmesidir. Irkçılık, ev aradığınızda isminizden dolayı evi alamamaktır. Irkçılık, başörtüsüyle sokakta dolaşan kadına yan gözle bakmaktır. Irkçılık, güzelim ülkelerimizde ucuz yollu tatil yapıp dönüce „ne işiniz var burada“ demektir. Irkçılık, bakanlar da dahil olmak üzere yüksek düzeyde bürokratların söylemleri veya her olumsuzlukta perde arkasında göçmenleri aramalarıdır. Irkçılık, ülkenin istihbarat kurumunun başındaki insanın göçmenleri kovalayan Nazi artıklarını koruma altına almasıdır. Irkçılık, herhangi bir sebebi olmaksızın ve sadece teninin rengi siyah olduğu için Eimsbüttel sokaklarında sivil polislerce yere yatırılıp darpedilmektir. Irkçılık, teninin rengi siyah olduğu için polisin insanların gırtlağına dizini dayayıp insanları boğmasıdır. Ve ırkçılık, insanların ülkelerini savaş bataklığına sokup, talan edip sonra da onların güvenli bir yer olarak gördükleri Avrupa’ya gelmemesi için yüksek yüksek duvarlar örmektir, Akdeniz’de, Ege Denizi’nde göz göre göre boğulmalarını seyretmektir, onları toplama kamplarında insan onuruna aykırı bir halde tutmaktır.

Hamburg’un yeni hükümeti ırkçılıkla mücadele edip etmeyeceğini ya da ırkçılığa teslim olup olmayacağını yukarıda ancak bir kaçını saydığım konulara yaklaşımı ile gösterecektir. Irkılığa ilişkin hassasiyetin ölçüleri bunlardır. Bekleyip göreceğiz ama her halukârda DIE LINKE olarak takipçisi olacağız.

Almanyalılar: Siz parti içi çalışmalar yaparken muhakkak göçmenler için yarı politika, yerliler için böyle politika demiyorsunuz. Ama dünya çapında ırkçılığın tırmanışa geçtiği bu günlerde, Alman politikacıların bile en tutucularının ırkçılığa işaret ettiği günlerde Hamburglu Yeşiller ve Sosyal Demokratların bu duyarsızlıklarını nasıl yorumlamalıyız?

Metin Kaya: Üzücü bir durum elbette ama beklenmedik değil. 80li yılların barıştan, çevrenin korunmasından, demokrasiden, eşit haklardan yana olan Yeşiller’i tam anlamıyla sistemin bir parçası haline geldiler. Sosyal Demokratlar ve Yeşiller’in hükümet ortaklığında Federal Almanya’nın en gerici ve adaletsiz HARTZ IV sistemi inşa edildi. Aynı hükümet döneminde dünyayı iki defa kana bulayan Alman orduları tekrar başka ülkelerde savaşlara katıldı. Tekellerin, milyonerlerin, milyarderlerin vergileri düşürüldü. Aynı dönemde emekli maaşı oranı da düşürüldü. Yani zenginler daha az vergi ödeyerek daha da zenginleşirken emekli maaşıyla zar zor geçinen insanların maaşları da yine aynı dönemde düşürüldü. Hal böyle iken ve de HARTZ IV’ün mimarlarından biri olan Hamburg’un eski belediye başkanı Olaf Scholz’un Maliye Bakanı olduğu bir dönemde Hamburg hükümet ortaklarından herhangi bir toplumsal sorun konusunda duyarlılık beklemek çok iyimser bir beklenti olurdu. 42 bin milyonerin yaşadığı bu güzel kentimizde sokaklarda boş şişe toplayan yaşlı yaşlı insanlar varken, binlerce insan karda kışta sokaklarda yaşıyorken, sosyal projelere para yok deyip atom silahları taşıyabilecek yeni savaş uçaklarına milyarlarca Euro ayrılırken, sosyal harcamalar gittkçe kısıtlanırken aynı zamanda GSMH’nın %2’sini yeni silahlanma projelerine ayırırken, konut fiyatları ve kiralar fahiş düzeylere çıkmışken, sosyal adaletsizlik diz boyu iken hangi duyarlılıktan bahsedeceğiz?

Çok somut ve taze bir örnek vermek gerekirse: Corona salgını döneminde göçmenlerin kendi dillerinde bilgilendirilmeleri için önerge verdik. SPD ve Yeşiller’in oylarıyla reddedildi. Yapılan mali yardımlara daha rahat ulaşabilmeleri için göçmenlere kendi dillerinde yardımcı olacak elemanların istihdam edilmesi için önerge verdik. SPD ve Yeşiller’in oylarıyla reddedildi. Irkçılığa karşı duyarlı olmak örneğin bu konularda da duyarlı olmak demektir.

Irkçılığa karşı duyarlı olmak eğitimden geçer, daha fazla demokrasiden geçer, ırkçılığa karşı kesin tavır almaktan geçer, ırkçılığa müsamaha ile, çoğulculuk mantığıyla yaklaşılamaz. Irkçılık, bir düşünce değildir çünkü. Irkçılık, vahşettir, insanlığa karşı işlenen suçtur. SPD ve Yeşiller’in duyarlılıkları bu konuda ne kadar kesin tavır aldıklarıyla ölçülür.

Almanyalılar: Her seçim öncesi göçmenlere de nice vaatlerde bulunanlar daha yeni hükümeti kurarken onları unuttular. Almanya’nın en çok göçmeni bulunan şehirlerinden biri olan Hamburg’da sizi de biz yönetiriz dediler. Bundan siz şahsen ne gibi rahatsızlıklar duyuyorsunuz? Kişisel olarak bu durumu siz nasıl yorumluyorsunuz?

Metin Kaya: Rahatsızlığım elbette büyük. Yine sizi biz yönetiriz denildi, yine hakkınızda biz karar veririz denildi. Ama asıl rahatsızlığım hükümet partilerinden milletvekili olan arkadaşlarımızın sessiz kalmalarıdır, biz de varız diye itiraz etmemeleridir.

Evet, seçimlerden önce bizlere türlü vaatlerde bulunanlar daha seçimin ertesi günü herşeyi unutmuş oldular. Size koalisyon sözleşmesinden göçmenlere yönelik bir örnek vereyim müsaadenizle. 205 sayfalık koalisyon sözleşmesinde göçmenlere ilişkin yazılanlar birer temenni olmaktan öteye geçmiyor. 60 yıllık göçün sununda Yabancılar Dairesi’nin ismi Göçmenlik Dairesi olarak değiştirilecek. En somut veri bu. Yerel düzeyde seçme ve seçilme hakkının vatandaşlıktan bağımsız olarak uzun süre Almanya’da yaşayanlara verilmesi için Federal Temsilciler Meclisi’nde girişimde bulunulacak deniyor. Ortada bir sorun var: Uzun süreyi kim belirleyecek? Uzun süre ne kadar uzundur? 60 yıl yetmiyor mu? Bir 60 yıl daha mı bekleyeceğiz? Bir cümle öncesinde ise hükümetin Alman vatandaşlığına geçişleri bundan sonra da teşvik edeceği yazıyor. Ne yani? Uzun süre burada yaşayanlara vatandaşlıklarından bağımsız olarak seçme ve seçilme hakkı için girişimde bulunacağını söylüyorsun ama aynı zamanda da göçmenleri Alman vatandaşlığına almaya devam edeceğim diyorsun. Ne yaman çelişki.

Sonuçta ‚eski tas eski hamam‘ misali seçimlerden önce vaatler, vaatler ve vaatler. Seçimlerden sonra ise unutulmak. Ama bu beş yılın sonunda yine kapılarımızı çalacaklar elbette. Yine türlü pembe vaatlerde bulunacaklar elbette. Acaba o zaman da ’sütten dilimiz yandı‘ diyebilecek miyiz? Demeliyiz artık.

Çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Almanyalılar: Teşekkürler.

12.06.2020

Bu söyleşi ilk olarak 12 Haziran 2020’de Almanyalılar.com web sitesinde yayınlanmıştır.

Metin Kaya

Metin Kaya

Mitglied des Landesvorstandes DIE LINKE. Hamburg. Mitglied der Hamburgischen Bürgerschaft (MdHB) Fraktion DIE LINKE

Alle Beiträge ansehen von Metin Kaya →